Tiyatro ve Çeviri

 

Yazan: Zeynep Beyazgül


Biliyoruz ki Türkiye’de, pek çok tiyatro eseri Türk edebiyat dizgesine çeviri yoluyla dahil olmuştur. Türkiye’de çeviri tiyatronun gelişim sürecini üçe ayırabiliriz: Tanzimat dönemi, Meşrutiyet dönemi ve Cumhuriyet dönemi. İlk olarak, Tanzimat döneminde çevirmenlerimiz dört alanda etkindiler. Bunlar, yeni edebiyatların oluşturulması, seyir geleneğinin inşası, sahne pratiklerinin aktarılması ve kültür aktarımına katkıda bulunmaktı. Çevirmenlerimiz bu dönemde Batılılaşma politikalarının en önemli aktarıcıları ve yürütücüleri rolünü üstelenmişlerdi.

Meşrutiyet döneminde ise, bazı Avrupa klasikleri çevrilip sahnelenmişti. Bunlara Shakespare ve Ibsen oyunlarını örnek verebiliriz. Uyarlamalar da izleyiciye sunulmuştu. Örneğin Vefik Paşa’nın Moliere uyarlaması dönemin iyi örneklerindendi. Bu dönemde toplumsal sorunları mizahi bir yaklaşımla hicveden tiyatro türü (Fransız Vodvil) hayli revaçtaydı.

Cumhuriyet döneminde, Kültür Bakanlığı ve diğer devlet kurumları, resmî ideolojiyi ve milli kültürü halka benimsetmek için telif ve çeviri tiyatroya yönelmişlerdi. Ergil’e göre bu dönemde, eserlerin konusu ve metinsel özellikleri öne çıkarılmış, performans geleneği ise ikinci plana atılmıştı.

Ülkemiz bu dönemlerden sonra da tiyatro geleneğini genelde çeviri yoluyla sürdürdü. Tiyatro eserleri, gördüğümüz üzere başlangıç döneminden günümüze kadar en çok çeviri yoluyla izleyiciye ulaşmıştır. Türkiye’deki çeviri tiyatro tarihi hakkında verdiğim bu bilgilerden sonra, tiyatro ve çeviri hakkında daha genel konulara değinebilirim.

Tiyatro metninin çevirisi denilince temel bir ikili karşıtlık geliyor aklımıza: “Sahne için çevirmek’’ ve ‘’metin olarak çevirmek’’. Sahne için çevirmek anlayışı, tiyatro metninin performans özelliklerine odaklanırken, metin olarak çevirme anlayışı metne daha çok dilbilgisel açıdan yaklaşmamızı sağlar ve özellikle metinsellik kavramı üzerine odaklanır. Bu ikili karşıtlık hakkında günümüze kadar pek çok tartışma ortaya çıkmıştır. Bazıları, bu ikili karşıtlığın indirgemeci bir yanılsamadan ileri gidemediğini düşünürken, bazıları da bu iki unsurun birbirine bağlı farklı sistemlerden oluşan karmaşık bir yapı olduğunu savunmaktadır. Göstergebilimci Peter Bogatyrëv de, seyircilerin bilinç düzeyinin ve okuryazarlık derecesinin bu karmaşıklığı arttırdığını belirtir.

Ünlü çeviribilimci Susan Bassnett tiyatro çevirisinde öne çıkan bir isimdir. Bassnett ilk çalışmalarında sahne için çevirme anlayışının tiyatro çevirisinde ön planda olması gerektiğini savunurken, daha sonraki çalışmalarında görüşünü değiştirmiş, performatif yönün fazla vurgulanmasını tehlikeli bulduğunu belirtmiştir. Diğer bir araştırmacı, Patrice Pavis ise tiyatro çevirisini jestlere odaklanarak ele alır ve gerçek iletişimin sahne performansında gerçekleştiğini öne sürer.

Bassnett’in son yaklaşımları ile Pavis’in yaklaşımı arasında büyük bir fark göze çarpıyor. Basnett metinden çok uzaklaşmak istemezken, Pavis’e göre metin içeriğinin korunması o kadar da büyük bir önem taşımıyor. Kısacası, bu iki araştırmacının görüşleri çeviride kültürel öğelerin korunması meselesinde birbirine taban tabana zıttır çünkü Bassnett metne sadık kalıp farklı kültürlere ait öğelerin korunması gerektiğini düşünürken, Pavis’e göre tiyatro çevirisinde en önemli şey evrenselliktir.

Peki, bir çevirmen olarak tiyatro metni çevirdiğinizi düşünün. Sizce bir tiyatro metni metin olarak mı ele alınmalı, yoksa sahne için mi çevrilmeli? Diğer bir sorum ise aslında ilk soruya yanıtımı içinde barındırıyor: Çevirmen bu iki unsurdan birini seçmekle yükümlü müdür?

Belki de bu soruların yanıtı tahmin ettiğinizden daha basit. Bana göre modern bir çağ, modern çözümler gerektirir; bu nedenle çözüm olarak yönetmen ve çevirmen iş birliğini sunabiliriz. İş birliği içerisinde çalışabilmek iki tarafa da fayda sağlar: Metne hâkim olan kişi çevirmenken, sahneye hâkim olan da yönetmendir. Her iki taraf da sahnelenecek eserin bir unsuru hakkında diğerinden daha bilgilidir. Bu yüzden, yönetmen, çevirmenle birlikte çalışarak eserin en iyi şekilde sahnelenmesine vesile olabilir. Bu iş birliği sayesinde hem eser gereğinden fazla evrenselleştirilmemiş, kültürel öğelerden tümüyle arındırılmamış olur hem de izleyicinin, farklı kültürel öğeler içinde boğulup oyunu anlamaması gibi bir tehlikenin önüne geçilebilir.

Buna ek olarak, oyun çevirisi için bazı temel stratejilerden ve ilkelerden de söz edilebilir. Örneğin, ünlü Türk tiyatro bilimci ve yönetmen, Özdemir Nutku, oyun çevirmeninin dikkate alması gereken üç kuraldan bahseder. Bunlar:

  1.      Çeviri, seyirci tarafından yargılanmayacak biçimde yapılmalıdır;
  2.      Çeviri, kişileri canlandırma konusunda zorluk çıkartmamalıdır;
  3.      Çeviri, oyun dili açısından yönetmeni uğraştırmamalıdır.

Nutku’ya göre bu kurallara uyulmaması durumunda yapılan oyun çevirisi başarılı olamaz çünkü tiyatro, insanı ve insan ilişkilerini sahneye taşıyan, diyaloğa dayalı bir türdür. Nutku’ya göre, diyaloglar kişilerin yapısını, toplumdaki yerini, ruh durumunu ve düşünsel eğilimlerini seyirciye iletmede temel öğelerden biridir. Nutku’nun söylemek istediği şey, oyun çevirisinde konuşma dilinin doğal olması gerektiğidir. Bu konu hakkında kısa birkaç örnek veriyor Nutku.

 

 

Örneğin, 1975 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen Galileo oyununda, Brecht'in bu repliği şu şekilde çevrilmişti: “Gözün seni rahatsız ediyorsa çıkar gitsin!” Bu çeviri, yazınsal açıdan doğru ve etkileyici olabilir, ancak Brecht’in gestus’u (temel tavır, eğilim ve sorun) bakımından anlamını eksik bırakıyor. Nutku’ya göre, bu replik şu şekilde çevrilmeliydi: “O gözü çıkart gitsin, seni rahatsız ediyorsa!” Çünkü burada oyuncunun Galileo’nun tavrını belirlemesinde hareketi başlatması için gözün çıkartılması tümcenin öteki kesiminden daha önemlidir. Tümcenin bu kısmı sona gelirse, oyuncunun seyirciye iletmesi gereken anlam ister istemez zayıflayacaktır.

 

Diğer bir örnek ise, Macbeth’in yeni çevirisinde göze çarpar. Bu çevirinin bir noktasında Leydi Macbeth, “nöbetçiler sızmış körkütük”, ifadesini kullanır; bu ifade İngilizce metindeki “surfeited grooms” ifadesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Eserin ilk çevirisindeki “sarhoş uşaklar” ifadesi ise hem özgün metne hem de Lady Macbeth'in tavrına daha uygundur. Çünkü Lady Macbeth, ne denli kötü ve korkunç bir kadın olursa olsun her şeyden önce bir saraylıdır, argo konuşmaz. Ayrıca, ilk çeviri, saraylı konuşmasının ardındaki aşağılamayı karşılaması yönünden sahnede daha da etkili olur. Benzer biçimde, Lady Macbeth., kral olan Macbeth'e, 1962 çevirisinde “Ah koca Macbeth” diye hitap eder. Shakespeare burada “Worthy Thane” ifadesini kullanmıştır ve ilk çeviri bunu en iyi biçimde karşılamaktadır: “Değerli Efendimiz”. Shakespeare, Lady Macbeth'i bir “resmiyet” ilişkisi içinde tasvir eder; onun “Ah koca Macbeth” diyecek bir içtenliği yoktur.

 

Son olarak da tümce tamamlanmışlığı hakkında bir örnek verir Nutku. Günlük konuşmalarda genellikle cümleler tamamlanmaz, ancak kişinin içinde bulunduğu duruma göre eksik cümlenin anlamını çıkartmamız mümkün olur. Örneğin, bir odada açık bir pencere varsa ve birisi yattığı yerden “Lütfen şu pencereyi...” derse, cümle eksik olmasına rağmen onun ne demek istediğini anlarız. Böyle bir cümleyi tamamlayarak çevirmek, oyun çevirisinde sakıncalıdır çünkü diyaloğun sunilik göstermesine yol açar.

 

Yukarıda verilen örneklerden de anlıyoruz ki yönetmenler de oyun çevirisi hakkında anlamlı görüş ve beklentilere sahipler. Oyun çevirmeni ve yönetmenin bu bilgiler ışığında birlikte ne kadar iyi bir çeviri ortaya çıkarabileceklerini tahmin edebilirsiniz. Fakat bu iş birliğinde bazı noktalara dikkat edilmelidir. Örneğin, yönetmen çeviri sahnelenemeyecek durumda olsa dahi çevirmenin görüş ve onayını almadan çevrilmiş metin üzerinde değişiklik yapmamalıdır çünkü bazen hata gibi görünen seçimler, çevirmenin bilinçli ve kasıtlı olarak aldığı kararların sonucudur.  Özetlemek gerekirse, çevirmen ve yönetmen her ne kadar farklı uzmanlıklara sahipseler de tiyatro çevirisi şemsiyesi altında orta noktada buluşabilirler. Yönetmen sahne dilinin nasıl olması gerektiğine ne kadar hakimse çevirmen de eserin bütününün hissettirdiği duygu ve anlamlara hakimdir. Tiyatro alanında da çeviri alanında da çevirmen-yönetmen iş birliğine teşvikin tiyatro çevirisinin ilerlemesi açısından çok önemli olduğu kanaatindeyim.



İLAVE OKUMALAR



                  AYDEMİR, B. (2017). TİYATRAL KUDRETİN ÜÇ TEMEL AYAĞI: SÖZ, SÖZCÜK VE JEST. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 6(3), 1915-1922.

                  Ergil, B. (2016). Türkiye kültür ve yazın dizgesinde absürd tiyatronun aktarımı (Doctoral dissertation, Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul).

                  Erten, A. (1993). Tiyatro çevirisi ve sorunları.

                  Nutku, Ö. (1978). Oyun Çevirilerinde Konuşma Dilinin Önemi. Türk Dili, 38(322), 79-86.

                  ZEYTİNKAYA, D. (2018). TİYATRO ÇEVİRİSİ SÜRECİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ. Journal of International Social Research, 11(59).



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CAM KIRIKLARI - ARTHUR MILLER

Tiyatro Oyuncusunun ve Yönetmenin Çeviri Metin Üzerindeki Özgürlüğü

Makine Çevirisi Edebiyat Dilinde