Tiyatro Oyuncusunun ve Yönetmenin Çeviri Metin Üzerindeki Özgürlüğü
Tiyatro Oyuncusunun ve Yönetmenin Çeviri Metin Üzerindeki Özgürlüğü
Yazan:
Azra Uygur ve Emirhan Karahasan
Yabancı dildeki tiyatro eserleri Ahmet Vefik Paşa’nın “Zor Nikâhı”ndan (Orj. Le Mariage Forcé - Molière) bu yana dilimize çevrilmektedir. Bu eserlerin bazıları sadece bir edebiyat eseri olarak, yani okunmak amacıyla çevrilirken bazı çeviriler sahnelenme amacı güdülerek yapılmaktadır. Bu yazımızda sahnelenmek için çevrilen tiyatro eserlerine odaklanacağız.
Bir tiyatro eseri sahnelenirken sözlü ifade, kültürel uyum
ve eylemle uyum gibi değişkenler devreye girer. Bu değişkenlerden ilk olarak
sözlü ifadeyle neyi kastettiğimizden bahsedelim. Metin sözlü olarak ifade
edilir yani ilk olarak seslendirilir. Bu yüzden, çevrilen eser, erek dilin
konuşma dinamiklerine uygun ve kolay söylenebilir olmalıdır. Bu bağlamda sözlü
ifadenin kültüre uygun olması önemlidir. Sahnede söylenmesi zor kelimeler
çeviride tercih edilirse oyuncunun dili dönmeyebilir ve seyirci tarafından
anlaşılmaz.
Sözlü ifadenin kültürle uyumu tiyatroda sahnelenebilirlik ilkesi kapsamında büyük önem taşır. Ayrıca aynı ilke kapsamında metnin eylemle olan uyumu da önemli bir değişkendir. Oyuncuların belirli bir anda yaptıkları eylemler, ne söyleyebileceklerini belirleyecektir. Bu yüzden metin eylemle uyumlu olmalıdır, bunun tersi de geçerlidir. Oyuncuların konuşmaları eşlik eden jestlerle güçlendirilmelidir. Jestler, deiktik[1] öğelerde sıklıkla örtük olarak bulunur, bu nedenle deiksis, sahnede doğru ifade için bir araç olarak işlev görür. Sonuç olarak, bu unsurlar bir drama çevirmeninin sadece dilin doğru çevirisine odaklanmasının ötesine geçerek, sahne performansını etkileyen kültürel öğelerin ve eylemin konuşma diliyle uyumu gibi değişkenleri de dikkate alması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Aslında sektörde isim yapmış veya işini hakkıyla yapan birçok çevirmen bu değindiğimiz unsurlara uyum sağlayarak çeviri yapar; fakat bazı oyuncular hâlâ metinlerin tam anlamıyla sahnelenebilir olmadığını iddia ederek metinler üzerinde oynamalar yapıyor. Birçok tartışmanın fitilini ateşleyen önemli bir konu bu. Bazı çevreler oyunculara hak verirken bazı çevrelerce de çevirmenler haklı bulunuyor.
Bu yazımızda bu tartışmalı konuyu iki farklı bakış açısından bakarak tartışacağız. Kendi fikirlerimizden bahsetmeden önce sizlere soralım. Sizce oyuncu bu metinler üzerinde değişiklik yapmakta ne kadar özgürdür?
EMİRHAN: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bazı tiyatro oyuncuları, çevirmenin izni dahilinde olmadan metin üzerinde değişiklikler yapmaktadır. Şayet bir eserin belirli bir çevirisini sahnelenmek için gerekli izinler alındıysa yapılacak her değişiklik için çevirmene danışılması gerekir. Aksi takdirde çevirmenle iletişime geçilmeden metinde yapılan değişiklikler çevirmene bir saygısızlık olarak görülebilir. Bence, mümkün mertebe çevirmen de bir danışman olarak oyuna dahil edilmelidir. Tabii ki bu durum, çevirmeni hayatta olan metinler için geçerlidir. Çevirmen hayatta değilse varisi ile de iletişime geçilebilir elbette. Fakat bu durumda benzer bir iş birliği kurulamayabilir. Çünkü varisleri çeviri hakkında bir yetkinliğe sahip olmayabilir.
Çevirinin hedef dilde bir yeniden yazım işi olduğunu düşünürüm hep. Özellikle çevrilen metin bir edebi eserse bu yeniden yazım süreci daha da perçinlenir. Lakin birçok kumpanya, çevirmenin metnini istedikleri gibi değiştirmekle kalmıyorlar, aynı zamanda çevirmeni de bu süreçte tamamen saf dışı bırakıyorlar. Sanki söz konusu tiyatro eseri kendiliğinden Türkçe dilinde var olmuş gibi davranıyorlar. Biz, sahnelenme öncesinde metnin üzerinde gerekli düzenlemeler yapılıp yapılmayacağını tartışadururken çevirmenlerin isimleri afişlerde bile yer almıyor. Aksine her şeyden önce çevirmenin ismine söz konusu tiyatro oyununun afişinde yer verilmelidir.
Bu sebeplerden dolayı sahnedeki oyuncunun çeviri metinler
üzerinde yapacakları değişiklikler minimumda tutulmalıdır. Çünkü önemsiz
gördükleri en ufak bir değişiklik bile aslında çok önemli bir öğenin yanlış
anlaşılmasına yol açabilir veyahut oyunun alt metnini tamamıyla değiştirebilir.
Bunun en büyük örneği, Yusuf Eradam’ın çevirisini yaptığı The Pillowman
isimli tiyatro oyununda önemli bir yer tutan “Jewish” kelimesidir. Eradam, bu
kelimeyi çeşitli sebeplerden dolayı “öteki” olarak çeviriyor ve bunun gerekçelendirmesini
de şu şekilde yapıyor: “Örneğin, YAHUDİ mahallesinin çocukları öldürülür,
ben kasıtlı ÖTEKİ mahalle dedim, her ülkenin, kentin başka bir ÖTEKİ mahallesi
olur diye. Bizim Yahudi mahallesi ile alıp veremediğimiz yok diye. Durup
dururken, çevirmen olarak, eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmeyeyim diye.
Çevirmen olarak bu tercih üzerine yazılıp çizilebilir ama LÜTFEN
DEĞİŞTİRİLMESİN. Çeviri benim çevirimdir, değişiklik önereceğiniz yerleri bana
sormadan yapmayınız.”
Eradam, özellikle Covid19 döneminden sonra yaptığı tiyatro çevirilerinden küçük kumpanyalar için telif hakkı almayı bıraktığını açıklıyor. Bunun üzerine Eradam’ın çevirisi üzerinden bu oyunu sahneleyen bir üniversite tiyatro topluluğu da bu uyarıdan bihaber bir şekilde “Jewish” kelimesini “Yahudi” olarak kullanma kararı alıyorlar. Bu üniversite kumpanyasının Eradam’ın notundan, uyarısından bihaber olması çok doğal. Fakat, çevirisini kullandıkları çevirmene danışmayı düşünmemişler bile!
Peki, bu iletişimsizlik ne gibi sorunlar yaratabilir?
Kendini profesyonel bir edebiyat çevirmeni yerine koyup çevrilmiş metni değiştirmenin de belli başlı sonuçları var. Bu sonuçlar da birer soruna götürüyor bizi pek tabii. Bu örnek üzerinden gidecek olursak, böyle bir durumda izleyicinin seyir zevki ve alt metni yorumlama kabiliyeti tamamıyla zedelenmiş olacaktır.
Akıllarınızdaki soruyu duyar gibiyim. Biz çevirmenin notuna nasıl mı eriştik? Bizzat Yusuf Eradam ile iletişime geçerek. Yani, çevirmenle iletişime geçmek o kadar zor değil gibi.
AZRA: Olaya çevirmenin bakış açısından yaklaşmaya çalıştık;
şimdi biraz da oyuncuların tarafından değerlendirelim meseleyi. Yukarıda
bahsedilenlere hem katılıyorum hem katılmıyorum; bazı açılardan sürekli
çevirmenle iletişim halinde olmak önemli ama bazı açılardan da her kararı her
an çevirmene danışmak işleri yavaşlattığı gibi sahnedeki özgürlüğü de
kısıtlayan bir durum. Çevirmenin kaynak metin üzerinde değişiklik yapma
özgürlüğü varsa, oyuncunun da çeviri üzerinde değişiklik yapma özgürlüğü
bulunmalı diye düşünüyorum. Çevirmenler olarak biz nasıl kaynak metin yazarıyla
iletişime geçmediğimizde veyahut geçemediğimizde metin üzerinde kendi erek
dilimizin gereklilikleri doğrultusunda inisiyatif kullanabiliyorsak yönetmen ve oyuncu da aynı hakka sahip olmalı. Çünkü biz nasıl dilimiz
üzerinde yetkin isek oyuncu ve yönetmen de sahne üzerinde yetkin. Bu yüzden sahnenin
gerekliliklerine bir çevirmenden daha fazla hâkim olması normal.
Sizlere sorarım, sahneyi bir oyuncudan
daha iyi kim bilebilir ki?
Evet, bir çevirmen de mükemmele yakın tiyatro çevirisi yapabilir; fakat hâlâ eksik bir şeyler kalabilir. Benim burada bahsettiğim kişiler tabii ki profesyonel oyuncular. Profesyonel oyuncular bir karakteri ortaya çıkarırken önce kendi içinde karakteri özümser; onu hayal eder. Nasıl konuştuğunu, nasıl davrandığını iyice analiz eder. Bu yüzden eğer çevirmenin yazdıkları ortaya çıkardığı karakter ile tam anlamıyla uyum sağlamıyorsa bence oyuncu bazı noktalarda değişiklik yapmakta özgür olmalı.
Arkadaşlar biraz realist olalım, oyuncuların turnede olduğunu düşünün. Farklı şehirlere, ülkelere oyunu sahnelemeye gidiyorlar. Mesela gittikleri şehre uygun bir değişiklik yapmaları gerektiğini düşünelim. Bu durumda da çevirmene ulaşma gibi bir lüksleri olmaz. Tabii ki inisiyatif almaları bu gibi bir durumda kaçınılmaz olur. Tiyatro sahnesi karakter olarak çok anlık olduğundan durup düşünmeye zaman bile kalmaz bazen; oyuncu çıkar, hızlıca işini yapar ve iner. Benim fikrimce, her an, her dakika çevirmenle iletişimde olup onu da oyuna dahil etmek biraz ütopik bir durum. Yaşayan çevirmenler için bir derece daha kabul edilebilir bir çözüm yolu olsa da yine de çok mantıklı değil.
Ayrıca bence çevirmenlerin de tiyatro çevirisi yaptıklarında biraz daha rahat olup esneyebilmeleri gerek. Tür olarak diğer edebiyat türlerinden farklı, işin içine sahnelenme kısmı da girdiğinden yapılan çeviride biraz da olsa değişikliklere açık kapı bırakılması taraftarıyım. Evet, oyuncular da çevirmenin eserinin üstünü tamamen çizip işine saygısızlık yapmasın ama çevirmen de çok katı bakmasın bu olaya. Yukarıda verilen Yusuf Eradam örneğini tekrar ele alalım. Bakış açımızı şimdi oyuncudan yana değiştirelim, burada çevirmenin çok katı olduğunu görüyoruz. Çevirmenin kaynak metin yazarının ideolojisini beslemek ve desteklemek, ona uygun hareket etmek gibi bir zorunluluğu yoksa oyuncunun da çevirmeninkileri destekleme zorunluluğu yok. Bundan dolayı her çevirmen kararına da uymak zorunda olduğumuzu düşünmüyorum. En azından tür özelinde bakacak olursak çevirmen burada biraz esnek olmalı.
Peki, sizce çevirmenin sağladığı bu esnekliğin sınırı ne olmalı?
Burada yapılması gereken en doğru şey sanırım orta yolu bulmaya çalışmak. Ne şiş yansın ne kebap gibi bir laf ettiğimin farkındayım; ancak bence bu konu tam da öyle bir konu. Meselenin tek bir doğru cevabı olduğunu düşünmüyorum. Biz de zaten tam olarak bu yüzden bu konuyu tercih ettik.
EMİRHAN: Azra’nın yukarıda söylediklerine tamamen katılmıyorum. Hatta her tiyatro oyuncusunun her metni başarıyla çözümleyebileceğine dair inancını gerçek dışı buluyorum. Fakat genel olarak tiyatro oyuncularının bakış açısından baktığımda haklı bulduğum şeyler de yok değil. Sonuçta ortaya lezzetli bir şeyin çıkması için şişin de kebabın da biraz yanması gerektiğini düşünüyorum. Yazımızı sonlandırırken ikimiz de iki farklı görüş için en iyi yolun iş birliğinden geçtiği kanaatindeyiz. İş birliği yapmak, iletişimde bulunmak, çevirinin hakkını veren bir tiyatro oyunu ortaya koyarken, tiyatro oyuncularının da metin üzerinde gözden kaçırabilecekleri detayları en aza indirecektir. Ayrıca, oyunculara sanılanın aksine daha özgür ve yaratıcı bir alan sunacaktır.
Fikirlerimizi size sunmaya çalıştık ama sizlerin de
fikirlerini merak ediyoruz. Bizimle görüşlerinizi paylaşmaktan ve iletişime
geçmekten çekinmeyin lütfen. Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle,
sevgiler.
[1]Dilbilimde deixis, bağlam içinde belirli bir zamana, yere veya kişiye atıfta bulunmak için genel sözcüklerin ve deyimlerin kullanılmasıdır, örneğin yarın, orada ve onlar sözcükleri.
Yorumlar
Yorum Gönder